Ayna, Potansiyel ve Rezonans
- Sibel Kavunoğlu

- 21 saat önce
- 2 dakikada okunur

Kadim öğretilerin söylediği şey aslında çok basittir: Biz sana seni anlatacağız.
Ama manada değil — suretlerde.
Çünkü insan kendini doğrudan göremez. Kendini görmek için bir aynaya ihtiyaç duyar. Bu ayna bazen bir insan olur, bazen bir ilişki, bazen bir çatışma. Etrafımızdaki insanları yalnızca "başkaları" olarak değil, içimizdeki olanın suretleri olarak görmeye başladığımızda hayat bambaşka bir yerden okunur.
Gördüğümüz ışık da, gölge de — bize aittir.
Her ilişki içimizdeki her potansiyeli ortaya çıkarmaz.
Bazı insanlar bizdeki cesareti, açıklığı, bilgeliği tetikler. Bazıları ise yaralarımızı, korkularımızı, eski savunmalarımızı. Bu bir üstünlük meselesi değildir. Bu bir rezonans meselesidir.
Potansiyelimizi açan insanlarla temas ettiğimizde, onların ışığı bizdeki ışığı uyandırır. Aslında olan şudur: dışarıda gördüğümüz şey, içeride zaten var olanla buluşur. Onlar sende olmayan bir şeyi getirmez. Sende zaten var olan ama henüz temas edilmemiş olanı — yüzeye çıkarır.
Bu yüzden birine hayranlık duyduğunda, bir an dur.
O hayranlık sana bir şey söylüyor.
Dışarıdaki Neyse, İçeride de Öyle
Başkasında güçlü bulduğun şey — senin için henüz açılmamış bir kapıdır.
Birinin cesaretine hayran kalıyorsan, o cesaret sende de var demektir. Birinin sakinliğine özlem duyuyorsan, o sakinlik sende de mümkündür. Birinin ışığına doğru çekiliyorsan — o ışığın bir kısmı sana da aittir.
Karşılaştırma ise tam burada devreye girer ve yanıltır. Sürekli kendini başkalarıyla karşılaştıran kişi aslında kendi potansiyelinden uzaklaşır. Çünkü karşılaştırma dışarıya bakar; potansiyel ise içeriden açılır.
Dışarıda gördüğün her güzellik, zaten senin suretindir.
Yalnızca hayran olduklarımız değil — rahatsız olduklarımız da bize bir şey söyler.
Başkasında tahammül edemediğin özellik, çoğu zaman kendi içinde yüzleşmediğin bir alandır. Öfkeyle tepki veren biri seni rahatsız ediyorsa, belki sen de bastırılmış bir öfke taşıyorsundur. Birinin yargılayıcı tutumu seni derinden etkiliyorsa, belki kendi iç sesin de zaman zaman o dili kullanıyordur.
Bu bir suçlama değildir.
Bu bir davet: İçeriye bak.
Hayat bize sürekli aynalar sunar. Bazıları hoşumuza gider, bazıları can yakar. Ama her ayna aynı şeyi fısıldar: Aradığın şey zaten sende.
Dışarıdaki dünya bir harita gibidir — ama haritanın işaret ettiği yer hep içeridedir.
Birinin ışığını görüyorsan, kendi ışığına bir adım yaklaşmışsın demektir. Birinin gölgesinde kayboluyorsan, kendi gölgenle henüz tanışmamışsın demektir.
Mesele başkalarını okumak değil. Kendi içini — dışarıdaki aynalar aracılığıyla — daha berrak bir yerden görebilmek.
Ve o berraklık büyüdüğünde, hayat bambaşka bir yerden okunmaya başlar.
Sevgi ve Barışla
Sibel Kavunoğlu





Yorumlar