Şefkat mi, Bağlılık mı?
- Sibel Kavunoğlu

- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur

“İnsanlara Yardım Etmek İsterken Kendimizi Neden Yıpratıyoruz?”
İnsanlara yardım etmek…Onları desteklemek… İyileşmelerine tanıklık etmek…Birçoğumuzun içinde bu istek, güçlü bir şekilde vardır. Bildiklerimizi başkalarına aktarmak, onlara iyi gelmek için yanıp tutuşuruz. Daha fazla eğitime katılır, daha çok kitap okuruz. Çünkü derinlerde bir yerlerde şu inanç vardır:
“Ne kadar çok bilirsem, o kadar çok yardımcı olurum.”
Peki gerçekten öyle oluyor mu?Herkese şefkatle yaklaşabiliyor muyuz?
Bu soruya verilen yanıt ‘’Bazen’’ olur. Bunun bir çok sebebi olabilir. Birçoğumuz, başkalarına yardım etmeden önce kendi iç dünyamızla yeterince çalışmadığımızı fark etmeyiz. İçimizde iki tür zihin hali vardır: ilki bizi acıya çeken, nevrotik zihin halleridir; Bunlar öfke, kıskançlık, korku, kaygı, depresyon, onay ihtiyacı, başarısızlık korkusudur. Bir diğeri ise bizi özgürleştiren erdemli zihin halleridir. Bunlar ise sevgi, şefkat, cesaret, azim, açıklık, merhamettir. Bu iki grup arasındaki farkı teoride çok iyi biliriz. Fakat pratiğe gelince… İçsel gerçekliğimiz çoğu zaman hiç de teorideki gibi değildir.
Örneğin, içimizde “Şefkat acı verir ” yanılgısı varsa birinin acısını gördüğümüzde kalbimiz sıkışır. Acı çekeriz. Sonra şöyle düşünürüz:
“Bu kadar şefkatli olduğum için acı çekiyorum…”
Hayır. Aslında acı çekmemizin sebebi bu değildir. Şefkat acı vermez. Şefkat keskin değildir. Şefkat kırıcı değildir.
Acı veren şey şefkat değil; acı veren bağlılık, bağımlılık, kontrol arzusu, kırılgan beklentilerdir.
Şefkat geniştir…Bağlılık narindir, kırılgandır ve dünyayla baş edemez.
Bu yüzden acı, kaos, hayal kırıklığı, kayıp, öfke ortaya çıktığında:
şefkat değil
bağlılık panikler.
Durumu yönetemeyen, taşıyamayan, sadece iyi şeyler olsun isteyen zihin, acıyı kaldıramaz. Çünkü acıya baktığımız anda, kendi içsel acımız da hareketlenir. Ve biz çoğu zaman bunu fark etmeyiz.
Acıyı gördüğümüzde:
kendi yaralarımız
kendi travmalarımız
kendi eksiklik hissimiz
kendi korkularımız
da tetiklenir.
Biz zannederiz ki: “Başkasının acısını gördüğüm için acı çekiyorum.”
Oysa hayır. Acıyı bizim için dayanılmaz yapan şey: Tutunma, Korku, Öfke, Umutsuzluk, Kontrol arzusudur. Şefkat değil. Şefkat acıyı genişletmez. Şefkat acıyı yumuşatır.
Peki Ne Yapabiliriz?
Gerçek şefkat, kırılgan romantik bir duygu değildir.Gerçek şefkat…cesaret ister, dünyaya çıplak gözle bakabilmeyi ister, acının varlığını kabul etmeyi ister.
Cesaret, acının gözlerinin içine bakıp şöyle diyebilmektir:
💬 “Seni görüyorum. Ben buradayım. Yapabileceğim bir şey varsa yaparım, yoksa yine de dururum.” Eğer yapacak bir şey yoksa bile, “yapamamak” bizi eksiltmez.
Çünkü şefkatin özü eylem değil, niyettir.
Son söz: Acı çekmemizin nedeni şefkat değil… Acı çekmemizin nedeni, bağlılık, beklenti, korku, öfke, panik, kontrol arzusu, “her şey sadece iyi olsun” isteğidir.
Ama şefkat, asla acı nedeni değildir. Şefkat, acının içinden yolu açan ışığın kendisidir.
Bugün kendine şu soruyu sorabilirsin: “Ben gerçekten şefkatle mi yaklaşıyorum, yoksa Tutunma mı?”
İşte bu sorunun cevabı, hem iyileşmenin hem de yardım edebilme kapasitesinin kapısını açar.
Sevgi ve Barışla
Sibel Kavunoğlu





Yorumlar